Basına ve Kamuoyuna

16.09.2020

 

 

 

BASINA VE KAMUOYUNA

 

Sendikamız, 2017 yılında örgütlendiği ve toplu iş sözleşmesi imzaladığı K.T Deri işyerinde bir süredir DİSK/Tekstil Sendikası tarafından haksız ithamlarla karşılaşmakta ve hakkımızda karalayıcı bir kampanya yürütüldüğünü görmekteyiz. Bu kampanyanın ilkesel değerlerin yok sayılarak DİSK Konfederasyonu düzeyinde de desteklendiğini görmekten de büyük bir üzüntü duymaktayız.

 

DİSK’in, 20 işkolunda faaliyet gösteren 21 üye sendikasından 16’sının işkolu barajını aşamadığı gerçeğine rağmen, ilke olarak karşı durdukları işkolu barajının kendi merkez yönetimindeki üye sendikası tarafından baraj altındaki diğer sendikalara karşı bir üstünlük kurma amacıyla kullanılıyor olmasına anlam verememekteyiz. Baraj sorununu sadece baraj altındaki sendikaların bir sorunu olarak görmek yanlıştır. Şu anda barajın üzerinde tutunabilmekte zorlanan sendikaların en başında DİSK/Tekstil’in geldiği uzun zamandır bilinmektedir. 30.07.2020 tarihindeki sendika istatistiğinde sadece 192 üye ile barajı kıl payı aşmış görünen DİSK/Tekstil’in bu sorundan 2013 Ocak ayında yayınlanan ilk istatistikten beri muzdarip olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

 

DİSK Konfederasyonu da yaşananlarla ilgili bilgilendirilmiş ve kendi politikalarına aykırı bulduğumuz ve sendikal etik ve değerlerin yok sayıldığı açıkça belirtilmiştir. Ancak barajla mücadele eden bir sendikanın tüm zorluklara rağmen toplu iş sözleşmesi imzalama başarısı gösterdiği  bir işyeri önüne gelip, tümüyle savunduğu ilke ve değerleri çiğneyerek örgütsel propaganda yapan üye sendikasının yürüttüğü faaliyetleri görmezden gelmesi ve konfederasyon düzeyinde destek açıklamasında bulunulması sendikal hareket içinde hafızalarımızda uzun süre yer edinecektir.  

 

Aynı sendikanın deri konfeksiyonda başka örgütlenecek işyeri kalmamış gibi ülkemizdeki deri konfeksiyon sektöründeki tek örgütlü işyeri olan K.T Deri’de daha iyi ne yapmak istedikleri de açık değildir. Deri konfeksiyon sektöründe örgütlenmesi gereken yığınla işyeri bulunurken buraları dert etmeyip, örgütlü olan tek işyerinde “örgütlenme mücadelesi” vermek açıkça işçilere zarar vermekten başka bir işe yaramamıştır ve yaramayacaktır da.

 

Ancak kendi çabalarının meşru zeminini de kolayca yaratmışlardır. Savundukları tüm ilkeleri kendi çıkarları söz konusu olduğunda ayaklar altına alarak, her şeyin önünde tutan bir anlayışın bugün yaptığı çirkin propagandanın temel argümanı da hazırdır. Yaptıklarına meşruiyet arayanlar hemen “sendika seçme özgürlüğü” argümanına sığınmışlardır. Kendilerine gelecek eleştirileri de bu sayede “işçiler bize geldi” şeklinde kolayca savuşturabileceklerine inanmış olanlar herhalde herkesi saf zannetmektedirler. Bizim sendikamıza da kendi örgütlü işyerlerinden gelen işçiler yok mudur? Elbette vardır. Ancak sendikamız ülke gerçekliği içinde sendikal hareketin içinde bulunduğu bugünkü koşullarda, sendikaların enerjilerini örgütsüz olan işyerlerine harcamaları gerektiğine inanmaktadır.  Toplu iş sözleşmesi olmayan işçilerin güvencesiz şekilde çalıştığı yığınla işyeri bulunmaktayken bunu dert edinmeyerek tüm enerjilerini hali hazırda sendikalı ve toplu iş sözleşmeli işyerlerine harcayan bir sendikal anlayışı doğru bulmuyoruz. Bu davranış  sendikal harekete yıllardır zarar vermiştir ve yapılan bu son hamle zarar hanesine bir işyerinin daha eklenmesin vesile olmaktan başka da bir işe yaramayacaktır.

 

Ancak minareyi çalan kılıfını da hazırlarmış atasözünde olduğu gibi “sendika seçme özgürlüğünü” kendisine kalkan yapanlar gerçekten savunduklarında samimi midirler diye sormak gerekir. Eğer söylediklerinde samimi iseler önce kendi örgütlü işyerlerinden başlayarak tüm işçilere sendika tercihlerinde özgür olduklarını, istedikleri başka sendikaya geçebileceklerini ve hatta başka bir sendika ile toplu sözleşme yapabileceklerini ilan etmelidirler.

 

Gelelim hakkımızdaki haksız ithamlara. DİSK/Tekstil tarafından İşçilerin sendikal tercihlerine baskı uyguladığımız, mobbing yaptığımız, sorgu odaları kurduğumuz vb iddialarla sayısız suçlamalarda karşılaşıyoruz. Ancak gerçekler hiç de öyle olmamıştır. Sadece çamur at izi kalsın mantığı ile hareket edilmektedir. Sendikamız en başta örgütlü işyerinde işçilere karşı onları anlama ve dinleme çabası içinde olarak öz eleştirel bir süreç yürütmüştür. Tüm işçilere kendi özeleştirisini başta verip, sorunların diyalog yoluyla çözümünden yana olmuştur.

 

Bu noktada sıkıntı ve sorunlar ile ilgili işçilerle demokratik bir tartışma zemini oluşturmuş, olabildiğince tüm işçilerin kendilerinin özgürce ifade edebilmelerine imkan sağlanmıştır. Yapılan bütün görüşmelerde işçilerin sendikal tercihlerinde özgür oldukları açık bir şekilde sendikamız tarafından beyan edilmiştir. Ancak tüm bu şeffaf yürütülen süreç aynı sendikanın temsilcileri tarafından rahatsızlıkla  karşılanmış ve işçilere “baskı” ve “mobbing” yaptığımız iddia edilmiştir. Kendilerinin pek de alışık olmadığı bu özgür tartışma ortamından rahatsızlık duymuşlar ve suçlamak gerektiğinde “baskı yapılıyor” söylemlerine sığınmışlardır.

 

Aynı kişiler işyerindeki üretim akışından kaynaklanan sorunlar nedeniyle sendikamızın temsilci odasında daha az işçi gruplarıyla yaptığı görüşmeleri dahi “sorgu odaları” şeklinde çarpıtmaya çalışmıştır. Yetkili bir sendika olarak tüm işçilerle diyalog ve iletişim halinde olmak, süreci onlarla birlikte değerlendirmek ve görüş ve fikirleri üzerinden tartışmalar yürütmek neden baskı olsun? Bunları tümüyle reddediyoruz. Bütün işçilere zorla hiçbir yere üye olamayacakları öncelikle kendilerinin ikna olması gerektiği özellikle belirtilmiştir. Ama tüm işçilere karşı açık ve şeffaf olarak yürütülen bu süreçte ikna olup işçiler kendilerinden istifa edince hemen “baskı yapılıyor” söylemlerine sığınmaya çalışmışlardır. Tüm işçi kardeşlerimizin beklenti ve talepleri dinlenmiş, çözüm yöntemleri sunulmuş, işçileri bekleyebilecek olası riskler üzerinde sendikamız kendi görüşlerini açıklamıştır. Ancak söz konusu kendileri olduğunda aynı sendika için bunları söylemek mümkün değildir. Durum yüz seksen derece farklılaşmaktadır. Kendilerinden istifa eden işçiler baskı altına alınarak “hainlikle” suçlanmış, farklı düşünce ve söylemler hemen susturulmak istenmiş, burada ifade edemeyeceğimiz aşağılayıcı ifadeler kullanılmıştır. Kendi oluşturdukları baskı ortamından hiç bahsetmedikleri gibi süreci ellerine yüzlerine bulaştırmışlardır. Bu durumdan kendilerini yine aklama çabası içine girmişlerdir. Sürekli “sendika seçme özgürlüğünden” bahsedip, bu özgürlüğü sadece kendilerinde görenler kendileri gibi düşünmeyenlerin tercihlerine saygı duymadıkları  gibi hakaret ve tehdit dili kullanmaktan çekinmemişlerdir. İki işçinin iş akdinin fesih olması konusuyla ilgili savcılığa intikal eden konunun içeriği de budur. Hep saygı bekledikleri ve ama tercihlerine saygı duymadıkları işçilere baskı ve tehdit savurmak hiç kimseye neyi savunursa savunsun haklılık payı vermez.

 

Kendi safına çektikleri her işçinin “sendika seçme özgürlüğünü” kullandığını söyleyerek saygı bekleyenler,  kendilerinden istifa eden işçilere hiç saygı duymamış, onları  “hain”, “dönek”, “ihanetçi” söylemleri ile karşılamıştır. Birçok işçi de sırf bu söylemlerle karşılaşmamak adına tercihlerinde özgür davranamadıklarını ve kendilerini baskı altında hissettiklerini tarafımıza beyan etmiştir.  Dememiz şu ki, özgürlük sadece birilerinin tekelinde değildir. Bu baskı ortamını yaratan ne yazık ki biz değil DİSK/Tekstil’dir. Sizler işçiler üzerinde baskı kurdunuz. İki işçinin atılmasına da açık bir şekilde sizler vesile oldunuz.

 

Yukarıda da bahsettiğimiz üzere barajın altında her an kalma riski yaşayan ve kendi sendikalarının üye ihtiyaçlarını giderebilmeyi birincil amaç edinen bu kişilerin sadece üye yapma telaşına girdikleri görülmektedir. Üye yapmak amacıyla faaliyet yürütmeleri garipsenecek bir durum değildir. Ancak bu amaçları için “kolay” hedef olarak gördükleri sendikalı işyerlerini gözlerine kestirmeleri ne kadar doğrudur? Ayrıca bu hareketle küresel federasyonumuz IndustriAll Global ’ın gözlemciliğinde imzalanmış  ve dört sendikanın altına imza attığı centilmenlik anlaşması ihlal etmişlerdir. Enerjilerini bir başka sendikanın örgütlü olduğu yerlerde harcamayı adet edinmiş aynı kişiler, kendi işyerlerindeki tonca sorunu bırakarak, kanca taktıkları işyerlerindeki sorunları “çözme” iddiası ile yeni mecralar aramaya başlamışlardır.

 

Son süreçte sözleşme arifesinde olduğumuz KT Deri işyerinde sadece üye yapma telaşı ile  “yetkisiz sendika”, “sözleşme yapamaz” söylemlerini sloganlaştırıp, bunun yanı sıra işyerinde içsel gündemlere müdahil olarak işçileri kendi tarafına çekmeye çalışan DİSK/Tekstil’in amacının toplu iş sözleşmesi yapmak olmadığı açıktır. Bize atfettikleri ve hatta patron sendikacılığına varan söylemleri tümüyle iade ediyoruz. Leke tutmaz bir geçmişe sahip olan sendikamız sadece birileri suçladığı diye ne bu tür suçlamalarla ne etkilenir ne de tökezler.  Bunu diyenlerin önce kendi geçmişlerine bakmalarını salık veriyoruz. DERİTEKS koltuk mücadelelerine düşerek değil gerektiğinde bedeller ödenerek zafer yürüyüşleriyle bugünlere gelmiş, on binlerce işçinin hakkının korunması için sokak ve meydanlardan çıkmamıştır.

 

Söylenenlerin aksine KT Deri’de sendikamızın sözleşme yapamamak gibi sorunu olmamıştır ve asla olmayacaktır. Yetkili olmamak demek toplu iş sözleşmesi yapamamak değildir.  DERİTEKS geçmişte baraj altında olduğu dönemlerde nasıl sözleşme yaptıysa ve nasıl işçilerin takdirini kazanarak her şeye rağmen fiili sözleşme başarılarına  imza attıysa yine aynısını yapmaya devam edecektir.

 

Kamouyunun bilgisine sunulur.

 

DERİTEKS SENDİKASI


SENDİKALI OL GÜÇLÜ OL!